Ritmini Kaybeden Toplum: 

Meral BAYAT

09-07-2026 21:24

​İnsanlık tarihi boyunca kültürler, kendi iç dünyalarını, sevinçlerini, kederlerini ve en önemlisi varoluş biçimlerini dansla, ritimle ifade etmişlerdir. Bu toprakların bağrından kopan en asil, en anlamlı ritüellerden biri şüphesiz ki halaydır. Peki, hiç düşündük mü; halayın o insanı büyüleyen, izleyene bile huzur ve coşku veren güzelliği tam olarak nereden geliyordu?
​Halay, sadece yan yana gelmiş insanların figür sergilediği sıradan bir oyun değildir. O, bir toplumsal mutabakatın, bir arada yaşama sanatının estetik bulmuş halidir. Farklı renklerin, farklı hayat görüşlerinin, bambaşka dünyalardan gelen insanların aynı ritim doğrultusunda omuz omuza vermesidir halay. Omuzların birbirine kenetlendiği, küçük parmakların birbirini sıkıca kavradığı o çizgide, tüm kişisel hırslar, sınıfsal farklar ve egolar erir. Ortaya çıkan şey, tek bir insanın asla başaramayacağı muhteşem bir birliktelik senfonisidir.
​Dahası, bu asırlık oyunda çok net bir saygı düzeni vardır: Oyunda bile sadece bir "halay başı" olur. Onun mendili sallayışındaki tempoya, adımlarına tüm zincir aynı disiplinle uyar. Şimdiki insanlarının düştüğü yanılgı gibi her kafadan bir ses çıkmaz o meydanda. Herkes kendi bildiği telden çalıp oynamaz. Biri ağır ve vakur bir "Gırani" ritmiyle toprağa basarken, bir diğeri bencilce öne fırlayıp kendi kafasına göre başka bir yöreye evrilmez. Çünkü bilinir ki, o çizgideki tek bir uyumsuz adım, tüm zincirin ahengini bozar.
​Ne yazık ki, hayatın pek çok alanında olduğu gibi, bu kadim mirası da estetiğinden kopardık; deyim yerindeyse elimize yüzümüze bulaştırdık. Bugün dönüp kendimize sormamız gereken en can alıcı soru şudur: Bizler o eski uyumu, "ben" zihniyetinin o bencil duvarlarını yıkıp, ne vakit yeniden "biz" olmayı benimseyeceğiz?
​Birlikten kuvvet doğduğu, paylaşılan ortak ritmin hem oyuna hem de hayata benzersiz bir ahenk kattığı gerçeği, hayatın matematiksel bir kuralı gibidir. Lamı cimi yok; iki kere iki nasıl her zaman dört ediyorsa, kolektif bir güzellik üretmenin formülü de birlikten geçer. Aksini iddia edip "bu beş eder" diyenler, sadece kendi yanılgılarında kaybolurlar.
​Çünkü tek başına hiçbir şey olunmuyor. Hayat denen bu büyük oyun, asla tek başına oynanmıyor. Eğer bu toplum, ortaya seyirlik, kalıcı ve güzel bir hikaye çıkarmak istiyorsa, her şeyden önce birlikte hareket etmeyi, yanındakinin ritmine saygı duymayı öğrenmek zorundadır.
​Ben gibi bir yazarın asli görevi, gördüğü aksaklığı  not düşmek, topluma ayna tutmaktır. Bu satırlar da kendi küçük dünyasında ayrı telden çalan "insancıklarımıza" bir kıssadan hisse olsun. Yarın çok geç olduğunda, "Nerede o eski halaylar o eski günler?" diye hayıflanmak istemiyorsak; omuzlarımızı yeniden birbirine yaslamak, adımlarımızı tek bir yürek gibi aynı anda toprağa vurmak şarttır.
​Şarttır ve vesselam...

DİĞER YAZILARI Bereketli Toprakların Kanayan Yarası Ne Zaman Bitecek ? 01-01-1970 03:00 Kadın ve Namus 01-01-1970 03:00 Doğallık Bir Lüks Değil  01-01-1970 03:00 Bu Bayram Bir Büyüklük Yapalım 01-01-1970 03:00 ​Doğa Hata Affetmez! 01-01-1970 03:00 Her Sabah Çelikten Zırhlarını Kuşanır 01-01-1970 03:00 Hangisini Söyleyelim? 01-01-1970 03:00 Sözde Müslümanlar Biraz Daha Uyusun! 01-01-1970 03:00 Başınızı Kuma Gömmeyin  01-01-1970 03:00 Bir Ekmeğe Muhtaç Olmak  01-01-1970 03:00 İyilik İyidir! 01-01-1970 03:00 Ölümsüz Değilsiniz! 01-01-1970 03:00