İçimde öyle bir fırtına var ki bugün; sussam gönül razı değil, konuşsam memleketi ateşe verecek cümleler birbiriyle yarışıyor. Kalemi elime alıp kara kara düşündüm. Nereden başlasam, hangi yaraya dokunsam bilemedim. Sahi, bağrından onlarca peygamber çıkarmış, inancın ve tarihin beşiği olmuş bu kadim coğrafya, neden bir türlü hak ettiği huzura ve adalete kavuşamıyor? Neden bu topraklarda Nemrutların soyu bir türlü tükenmiyor?
Her köşesinden bereket fışkıran bu topraklar, aslında hepimize yetecek kadar cömert. Ama ne yazık ki haset, umudun önüne geçiyor; hep bana diyen o kibirli benlik zihniyeti başkasının yeşermesine izin vermiyor. Oysa paylaşmayı bilsek, nefreti değil de umudu beslesek, bu toprağın bereketi herkese yetecek.
Bugünlerde zannımca yine kapalı kapılar ardında, halkın iradesi hiçe sayılarak siyasetin haritaları çiziliyor. Millete sormak, danışmak yerine, yine o bildik kirli senaryolar vizyona sokuluyor. Bakıyorsunuz, koltuklar ya babadan oğula geçen birer saltanat tacına dönüştürülmüş ya da "kaz gelen yerden tavuk esirgenmez" mantığıyla menfaat masalarında meze edilmiş...
Soruyorum sizlere: Hak için, hukuk için, gerçekten bu millete hizmet için o makamlara talip olan tek bir yürek kalmadı mı?
Yıllardır süregelen bu düzenin ne vakit değişeceğini sormaktan yorulduk. Yedi ceddini, akrabasını işe yerleştirenlerin iştahı ne zaman kapanacak? Kendini yetiştirmiş, alanında en iyisi olmuş ama arkasında bir "dayısı" olmayan, bu memleketin öz evladına sıra ne vakit gelecek? Yandaşların bitmek bilmeyen istekleri, memleketin geleceğini daha ne kadar sömürecek?
Diyorum ki ısmarlama siyasetçilerin değil, taze kanların zamanı.
Gerçi sorgusuz sualsiz biat eden, güce tapan o zihniyet var oldukça, bu kısır döngüyü kırmak zor görünüyor. Ama imkânsız değil.Bu memleketin dışarıdan dayatılan, halktan kopuk "ısmarlama" ithal siyasetçilere ihtiyacı yok! Kendi menfaatinden başka hiçbir kutsalı olmayan, vizyonsuz, kıt düşünceli insanlara harcayacak zamanımız kalmadı.
Bu toprakların vatan ve millet aşkıyla yanıp tutuşan, idealist, dürüst ve pırıl pırıl taze kanlara ihtiyacı var.
Ve diyorum ki bu memlekete bir kadın eli değmeli...
Gerçekten bu memlekete artık bir kadın elinin değmesi farz olmuştur! Erkek aklı, doğası gereği çoğunlukla tek bir güce, tek bir odağa kilitlenip etrafındaki dünyayı ıskalarken; kadının o kapsayıcı, toparlayıcı gücü bambaşkadır. Kadın, on parmağında on marifetle hem evini çekip çevirir, hem adaleti gözetir, hem de merhameti örgütler. Memleketin yönetiminde, siyasetinde ve geleceğinde kadının zekası, titizliği ve vicdanı egemen olmadıkça, bu çarpık düzen düzelmeyecektir.
Bizler bu toprakların gerçek sahipleri olarak liyakati, adaleti ve temiz bir geleceği savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Nemrutların saltanatı elbet bir gün bitecek ve o bereketli topraklar, hasetle beslenenlerin değil, umudu yeşertenlerin olacaktır.
Vesselam...