Toplum Nereye Gidiyor? Sessiz Bir Çöküşün İçinde miyiz?

Celil Kocataş

02-08-2026 20:18

Her sabah yeni bir acıyla uyanıyoruz. Silahlı saldırılar… Haraç çeteleri… Uyuşturucu operasyonları… Genç yaşta toprağa düşen hayatlar… İntihar haberleri… Aile içi şiddet… Öfke patlamaları…
Artık bunları duymaya o kadar alıştık ki, dün yaşanan bir facia bugün hafızamızdan siliniyor. Çünkü ertesi gün daha ağır, daha sarsıcı bir olay yaşanıyor. Kötülüğün sıradanlaşması ise belki de içinde bulunduğumuz en büyük tehlike.
Bir an durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten nereye gidiyoruz?
Uzmanlar yıllardır aynı gerçeğe dikkat çekiyor. Psikiyatristler, ekonomik belirsizliklerin, gelecek kaygısının, yalnızlaşmanın ve sosyal bağların zayıflamasının insanların ruh sağlığını derinden sarstığını ifade ediyor. Psikologlar ise bastırılan öfkenin zamanla şiddete dönüştüğünü, özellikle umudunu kaybeden gençlerin suça ve bağımlılığa daha açık hâle geldiğini vurguluyor.
Her gün güvenlik güçleri yüzlerce uyuşturucu operasyonu gerçekleştiriyor. Ele geçirilen maddeler ve yakalanan şüpheliler elbette önemli bir başarıdır. Ancak insanın aklına şu soru geliyor: Yakalananlar bu kadar fazlaysa, ya aramızda dolaşan, henüz yakalanamayanlar? Demek ki mesele yalnızca operasyon yapmakla çözülebilecek kadar basit değil.
Sosyologlar, suçun sadece adliyelerin konusu olmadığını söylüyor. Eğitimden aile yapısına, ekonomiden kültürel yaşama kadar birçok unsur bir araya geldiğinde toplumsal yapı şekilleniyor. Aile bağlarının zayıfladığı, komşuluğun unutulduğu, insanların birbirine yabancılaştığı bir ortamda şiddetin ve suçun artması ne yazık ki şaşırtıcı olmuyor.
Toplumdaki en büyük kırılmalardan biri de öğretmene duyulan saygının giderek azalmasıdır. Bir zamanlar anne babaların, "Öğretmen ne dediyse doğrudur." diyerek çocuklarını eğitime yönlendirdiği günlerden, bugün öğretmeni öğrencisinin önünde tartışan, hatta zaman zaman hedef gösteren bir anlayışa geldik.
Elbette her meslekte olduğu gibi eğitim camiasında da hata yapan insanlar olabilir. Ancak birkaç olumsuz örnek üzerinden bütün öğretmenleri yargılamak, eğitim kurumlarının otoritesini zedelemek ve çocukların gözünde öğretmenin değerini düşürmek, geleceğimize vurulan ağır bir darbedir.
Ne yazık ki son yıllarda bazı velilerin, çocuklarını sorgusuz sualsiz savunarak öğretmenleri suçlayan tavırları da bu saygı kaybını derinleştiriyor. Çocuk, evinde öğretmene saygısızlığın normal görüldüğünü hissederse okulda disiplini de, eğitimi de ciddiye almaz. Saygının kaybolduğu yerde eğitim zayıflar; eğitimin zayıfladığı yerde ise toplumsal sorunlar daha da büyür. Bugün okullarda yaşanan birçok üzücü olayın temelinde, aile-okul iş birliğinin zedelenmesi ve karşılıklı güvenin azalması da önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor.
İntihar haberleri ise başka bir acı gerçeği gözler önüne seriyor. Her intihar, sadece bir insanın yaşamını değil; bir annenin, bir babanın, bir kardeşin ve aslında bütün toplumun vicdanını yaralıyor. Bu acıları sadece rakamlardan ibaret görmeye başladığımız gün, insanlığımızdan da bir parça kaybetmiş olacağız.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; birbirimizi dinlemek, anlamaya çalışmak ve kimseyi yalnız bırakmamaktır. Çünkü ruh sağlığı sadece hastanelerin değil; ailelerin, okulların, sokakların ve toplumun ortak meselesidir. Güçlü bir toplum; adaletin, eğitimin, ekonominin, aile kurumunun ve vicdanın birlikte ayakta kaldığı toplumdur.
Bugün kendimize cesaretle şu soruyu sormalıyız: Silahların konuştuğu, uyuşturucunun yayıldığı, öğretmenin değer kaybettiği, insanların yaşamaktan vazgeçtiği bir tabloya alışacak mıyız; yoksa hep birlikte bu gidişata "dur" mu diyeceğiz?
Çünkü mesele sadece suç oranlarının artması değildir. Asıl mesele; toplum olarak ruh sağlığımızı, birbirimize olan güvenimizi, eğitime olan saygımızı ve geleceğe dair umutlarımızı kaybetme tehlikesidir.
Unutmayalım; sessiz çöküşleri fark etmeyen toplumlar, bir gün yüksek sesle gelen felaketlere hazırlıksız yakalanırlar. Bugün atacağımız her doğru adım, çocuklarımıza bırakacağımız daha huzurlu, daha güvenli ve daha vicdanlı bir ülkenin temeli olacaktır.

DİĞER YAZILARI Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana 01-01-1970 03:00 Bir Haftaya Sığan Türkiye, Bir Ömre Yayılan Sorunlar 01-01-1970 03:00 Mehterle Karşılayıp, İzmir Marşı'yla Uğurlayamadık 01-01-1970 03:00 Emekliler: İstatistiklerde "Var", Hayatta "Kayıt Dışı" 01-01-1970 03:00 Ekran Karşısında Bir Soru: Reyting Uğruna Toplumsal Denge Zedeleniyor mu? 01-01-1970 03:00 Evin Kapısı Var, Ama Eşiği Çok Yüksek: Depremzede Anahtara Nasıl Uzansın? 01-01-1970 03:00 Tek kelime ,Irmak Öğretmen Öldü! 01-01-1970 03:00 Taksitli Memleket: Satılan Taşınmazlar, Ertelenen Borçlar ve Kâğıt Üzerindeki Refah 01-01-1970 03:00 Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma 01-01-1970 03:00 Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde buyuk telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 Ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Celil Kocataş kocatascelil@gmail.com Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Adıyaman Dernekler Federasyonu Başkanı Hüseyin Sevinçtekin, geçtiğimiz haftalarda basın mensuplarıyla bir araya gelerek 8-1 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00