Kutuplaşmanın dili

Celil Kocataş

01-03-2026 19:14

Ne kadar agresif, ne kadar tahammülsüz, ne kadar kolay kırılan ve kıran bir topluma dönüştük…
Şiddet artık istisna değil, neredeyse gündelik hayatın parçası.
Bir cinayet haberi birkaç saat konuşulup unutuluyor.
Çocuklara yönelik suçlar öfke yaratıyor ama kalıcı bir yüzleşmeye dönüşmüyor.
Aile içi şiddet, öfke patlamaları, sokakta artan gerilim… Bunların her biri aslında daha büyük bir sorunun işareti.
Sorun sadece suçların artması değil.
Sorun, toplumun giderek duyarsızlaşması.
Vicdan yoruldu.
Empati zayıfladı.
Sabır azaldı.
Ekonomik baskı, adalet duygusundaki zedelenme, güvensizlik, kutuplaşma ve sürekli gerilim hali insanları sertleştirdi. İnsanlar hayatta kalma refleksiyle yaşamaya başladı. Bu refleks büyüdükçe merhamet geri çekildi.
Bugün beş liralık malı yirmi beş liraya satmayı “fırsat” sayan bir anlayış eleştiriliyor çünkü mesele sadece fiyat değil; mesele zihniyet.
Her kazancın meşru görülmesi, kısa yoldan kazanmanın normalleşmesi, toplumsal güveni aşındırıyor.
Dini değerler konuşuluyor ama ahlaki pratik zayıflıyor.
Adalet talep ediliyor ama taraflara göre değişebiliyor.
Doğru ve yanlış, ilkelere göre değil aidiyetlere göre değerlendirilmeye başlanınca toplum ortak zeminini kaybediyor.
Oysa bu ülkenin hafızasında başka bir toplumsal karakter var:
Komşusunu gözeten, haksızlığa tepki veren, utanma duygusunu değer sayan bir kültür.
Bu hafıza tamamen kaybolmuş değil — sadece zayıflamış durumda.
Bu yüzden mesele sadece eleştirmek değil, yeniden inşa etmek.
Çözüm büyük ve soyut cümlelerden önce küçük ama gerçek adımlarda başlıyor:
Önce birey düzeyinde.
Öfkeyi normalleştirmemek, şiddeti mazur görmemek, fırsatçılığı zekâ saymamak gerekiyor. Çocukların gördüğü davranış, toplumun yarınını belirliyor.
Aile içinde değer aktarımı yeniden güçlenmeli.
Okul sadece akademik değil karakter eğitiminin de alanı olmalı.
Medya şiddeti sıradanlaştıran değil, farkındalık üreten bir dil kurmalı.
Kurumsal düzeyde ise en kritik unsur güven.
Adalet duygusu güçlenmeden toplumsal yumuşama zor. İnsanlar kurallara güvenmezse birbirine de güvenmez. Güven zayıfladığında sertlik artar.
Ekonomik adalet de ahlaki iklimi etkiler.
Sürekli sıkışan toplumlarda tahammül düşer, gerilim yükselir. Bu nedenle sosyal politikalar sadece ekonomi değil toplumsal ruh hali meselesidir.
Kutuplaşmanın dili yumuşamadıkça gündelik hayat da yumuşamaz.
Siyasetin, medyanın ve kanaat önderlerinin kullandığı dil toplumun davranış kalıplarını doğrudan etkiler.
En önemli nokta şu:
Toplumlar bir anda bozulmaz, bir anda da düzelmez.
Ama yön değiştirir.
Eğer yanlış bizi rahatsız ediyorsa, eğer hâlâ “bu normal değil” diyebiliyorsak, bu çok kıymetli bir başlangıçtır.
Duyarsızlaşma öğrenilmiş bir şeydir.
Yeniden duyarlılık da öğrenilebilir.
Umut, sorun yokmuş gibi davranmak değildir.
Umut, sorunu görüp vazgeçmemektir.
Ve belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur:
Daha az öfke, daha çok sorumluluk.
Daha az suçlama, daha çok onarma.
Daha az gürültü, daha çok vicdan
kocatascelil@gmail.com 

DİĞER YAZILARI Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma 01-01-1970 03:00 Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde buyuk telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 Ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Celil Kocataş kocatascelil@gmail.com Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Adıyaman Dernekler Federasyonu Başkanı Hüseyin Sevinçtekin, geçtiğimiz haftalarda basın mensuplarıyla bir araya gelerek 8-1 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00