Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz

Celil Kocataş

05-04-2026 23:08

“Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz”
Sabahın ayazı, fırından yeni çıkmış ekmek kokusuna karışıyor. Ama o fırın önündeki kuyrukta bu sabah iştah açan bir telaş yok. Aksine, ağır bir sessizlik hâkim. Kimse yüksek sesle konuşmuyor ama herkesin parmak uçları, cebindeki bozuk paralarla gizli bir kavga içinde.
Bir amca, sanki sayınca çoğalacakmış gibi elindeki madeni paraları avucunda evirip çeviriyor; bir teyze, fırıncıya mahcup bir sesle “Yarım ekmek olur mu evladım?” diye soruyor. İşte memleketin gerçek enflasyon raporu, o pırıltılı plazalarda değil, tam da bu fırın kuyruğunda yazılıyor.
Bugün açıklanan tüketici fiyat endeksine bakıyorum; sonra dönüp sokağa, insana, kendi cüzdanıma bakıyorum. Aradaki uçurum artık bir “hesap hatası” ile açıklanacak gibi değil. Kâğıt üzerindeki rakamlar bir masal anlatıyor, hayatın içindeki gerçekler ise sert bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Maaşım 15.000 liraya düşmüşse, bu sadece bir aritmetik veri değildir. Bu; pazar poşetinin dibinin görünmesidir, torun kapıdan girdiğinde elini cebine atamamanın o ağır mahcubiyetidir. Kısacası bu, hayatın kendisinden feragat etmektir.
Yetkililer kürsüye çıkıp “Enflasyon şu kadar” diyor. İtiraz etmiyorum; rakamlar onların uzmanlığı olabilir. Ama bir de mutfağın, sokağın, tencerenin enflasyonu var ki onun matematiği çok başka işliyor.
Yılbaşından bu yana yaşananlara bir bakın: Ekmek yüzde 16, akaryakıt yüzde 25 zamlanmış. Bunlar bizim için lüks tüketim maddesi değil, hayatın ta kendisidir. Ekmek sofranın direğidir; akaryakıt ise iğneden ipliğe her şeyin sırtındaki yüktür. Nakliye artınca pazar yanar, pazar yanınca mutfaktaki yangın sönmez.
Açlık sınırının 32.793 TL olduğu ülkemde, şimdi elinizi vicdanınıza koyup düşünün: Aylık hissedilen artışın yüzde 7–8 olduğu bir ortamda, üç ayın sonunda cebimizdeki paranın nasıl buharlaştığını anlamak için iktisat profesörü olmaya gerek yok.
Açıklanan ortalamalar ile vatandaşın yaşadığı hayat arasındaki o derin vadi, her geçen gün biraz daha büyüyor. Sormak zorundayız: Bu rakamlar gerçekten kimin hayatını anlatıyor?
Bir emeklinin lüksü yoktur. Tatil hayalleri çoktan rafa kalkmıştır; yatırım derdi zaten yoktur. Onun tek bir derdi vardır: Pazardan iki kilo meyveyle dönebilmek, ay sonu gelen faturaya bakarken elinin titrememesi, eczane farkını öderken “acaba” dememek.
Hâl böyleyken, o genel geçer ortalama hesaplar emeklinin bu çıplak gerçekliğini ne kadar yansıtabilir?
Maaş artışları kâğıt üzerindeki enflasyona göre yapılıyor ama hayat, marketteki o acımasız etiketlere göre şekilleniyor. Eskiden “maaş yetmiyor” diye bir şikâyet vardı. Şimdi ise “Acaba ay başına sağ çıkabilecek miyim?” korkusu var.
Bu durum sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda büyük bir psikolojik yorgunluktur. İnsan, ömrünü verdiği bir ülkede cebindeki paranın her gün biraz daha eriyişini izlerken sadece alım gücünü değil, geleceğe dair umudunu da kaybeder.
Kimse zenginlik peşinde koşmuyor. Kimsenin gözü yükseklerde değil. İnsanlar sadece insanca yaşamak, emeğinin ve emekliliğinin karşılığında huzurlu bir akşam yemeği yiyebilmek istiyor.
Belki de artık şunu kabul etmenin vakti geldi: Ekonomi sadece büyüme rakamları, grafikler ve tablolar değildir. Ekonomi, vatandaşın hissettiği refah, sofrasındaki huzurdur.
Rakamlar düzelebilir, tablolar renkli kalabilir ama sokaktaki o sessiz hesap yapma hâli bitmiyorsa, mesele çözülmemiş demektir.
Unutulmasın ki bir ülkenin gerçek enflasyonu, manşetlerde yazan değil, vatandaşın yüreğinde hissedilendir.
Sizce sokaktaki bu “hesap yapma hâli”nin sona ermesi için rakamlardan önce neyin değişmesi gerekiyor?

DİĞER YAZILARI Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma 01-01-1970 03:00 Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde buyuk telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 Ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Celil Kocataş kocatascelil@gmail.com Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Adıyaman Dernekler Federasyonu Başkanı Hüseyin Sevinçtekin, geçtiğimiz haftalarda basın mensuplarıyla bir araya gelerek 8-1 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00