Doğallık Bir Lüks Değil 

Meral BAYAT

30-05-2026 10:48

​Dünya, üzerinde barındırdığı her canlıya kusursuz bir uyum güzellik ve huzur sunan muazzam bir ekosistemdir. Bu ekosistemin en saf belirtisi ise bazen bir çocuğun yüzündeki içten bir gülüşte, bazen de bir çiçeğin yapraklarında saklanan benzersiz güzellikte gizlidir. Doğallık, hayatın kendi ritminde akması, hiçbir yapay müdahaleye maruz kalmadan var olabilmesi demektir. Gerçek huzur; bir ormanda yükselen kuş serenatlarında ve nehirlerin kayalara çarparak çıkardığı o  su seslerinde saklıdır. Ancak  modern dünya, bu doğal senfoninin sesini her geçen gün biraz daha kısmaktadır.

​İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde doğaya karşı bu denli mesafeli ve yıkıcı olmamıştı. Kendi konforunu ve hırslarını evrenin merkezine koyan insanoğlu, elinin değdiği her yerde tabiatın o hassas dengesini altüst etti. Bu tahribat sadece çevreyle de sınırlı kalmadı; insanın insana ettiği zulüm, en büyük zararı yine en masum olanlara verdi. Çıkarılan savaşlar, masum çocukların gülüşlerini çalarak yerini derin bir korkuya ve gözyaşına bıraktı. Çocukların neşesini çalan bir dünya, aslında kendi geleceğini ve ruhunu nefessiz bırakmış demektir.

Doğaya yönelik bu hoyratça yaklaşım, yeryüzünün tüm renklerini griye boyamaya devam ediyor. Betonlaşma arzusu ve endüstriyel hırslar yüzünden yeşil alanlara serpilen kimyasallar, çiçeklerin o kadim kokularını bizzat kendi bencil ellerimizle yok etmemize neden oldu. Akarsuların yataklarını değiştirerek suların özgürce çağlamasını engelledik; dağları ağaçsız bırakarak kuşların yuvalarını ve dolayısıyla sabah serenatlarını ellerinden aldık. Doğanın sunduğu her gerçekliğin yerine bir yapayını ikame etmeye çalıştıkça, dünyanın ekseni  ve bunun bedeli olarak insanoğlunun mutlulukları hep yarım, hep eksik kaldı.

​Tüm bu yıkıma, bozulan dengelere ve kendi kendimizi sürüklediğimiz bu karanlığa rağmen, insan türünün en çelişkili ama belki de en asil özelliği uç noktada ortaya çıkmaktadır: Arsız bir umut. Evet, dünyayı bu hale getiren biziz fakat içimizde halen bu gidişatı tersine çevirebileceğimize, dünyayı yeniden güzelleştirebileceğimize dair o  inancı büyüten de yine biziz. Bu durum, insanın kendi yarattığı yıkımdan duyduğu pişmanlığın ve içindeki o tükenmez iyilik potansiyelinin bir göstergesidir.

​Doğallık bir lüks değil, insanın ruhsal ve bedensel varoluşunun yegane zeminidir. Kuşların sustuğu, suların çağlamadığı ve çocukların korkuyla büyüdüğü bir dünya insanlığın da sonu demektir. Bugün ihtiyacımız olan şey yapay olanın cazibesine kapılmak değil, tabiatın ve masumiyetin sesine yeniden kulak vermektir. Belki de kurtuluş, içimizdeki o yıkıcı hırsı terk edip, kalbimizdeki o inatçı umuda sıkı sıkıya sarılmaktan geçmektedir.

​Geleceğin, o tertemiz umutlarımıza kurşun sıkılmayan, doğanın ve insanın yeniden barıştığı güzel günlere gebe olması dileğiyle.

DİĞER YAZILARI Bu Bayram Bir Büyüklük Yapalım 01-01-1970 03:00 ​Doğa Hata Affetmez! 01-01-1970 03:00 Her Sabah Çelikten Zırhlarını Kuşanır 01-01-1970 03:00 Hangisini Söyleyelim? 01-01-1970 03:00 Sözde Müslümanlar Biraz Daha Uyusun! 01-01-1970 03:00 Başınızı Kuma Gömmeyin  01-01-1970 03:00 Bir Ekmeğe Muhtaç Olmak  01-01-1970 03:00 İyilik İyidir! 01-01-1970 03:00 Ölümsüz Değilsiniz! 01-01-1970 03:00